Bu yazı “Geçici Koruma Kimi, Neyi ve Ne Kadar Koruyor?” blog serisinin bir parçası olarak İbrahim Soysüren’in editörlüğünde yayımlanmaktadır. NCCR On the move, Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü ve İzmir Barosu iş birliğiyle 9 Aralık 2023’te İzmir’de düzenlenen aynı adı taşıyan çalıştayda sunulan tebliğlerden hareketle hazırlanmıştır.
Bu makalede Taner Kılıç, Türkiye’de geçici koruma rejimi uygulamasını inceleyerek, özellikle sınır dışı etme ve statü iptali ile ilgili zorlukları ele almaktadır. Bu bağlamda, yasal çerçevenin ve idari uygulamanın olumsuz evriminin altını çizmektedir.
Geçici Koruma Rejimi Uygulamasında Kamu Düzeni Gerekçesiyle Sınır Dışı Etme ve Statü İptali Uygulamaları
Taner KILIÇ
Geçici Koruma rejiminin Türkiye uygulamasında birçok ciddi yapısal, mevzuat ve uygulama sorunu vardır. Ancak kanaatimizce bunlardan en önemli ikisi sınır dışı etme ve çoğunlukla bununla eş zamanlı yürütülen statü iptalleri işleyişinde yaşanmaktadır. 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen, esasa dair hükümleri bir yıl sonra yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK), yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ülkede bu alanda yaşanan sosyo-politik iklimin de etkisi ile sürekli olumsuz yönde evrilmiştir. YUKK’ta zaman içinde yaşanan olumsuz gelişmelerden daha kötüsü, sonradan gelişen alt mevzuat düzenlemelerinin uygulamayı yürüten Göç İdaresine sağladığı büyük inisiyatif alanının her zaman olumsuz yönde kullanılması olmuştur.
YUKK Uygulama Yönetmeliği, aslında oldukça uzun sayılabilecek bir zaman sonra, 17 Mart 2016’da 29656 sayılı Resmî Gazetede yayımlanınca yürürlüğe girmiştir. 60. maddesi “Adli İşleme Konu Yabancılar” başlığını taşımakta ve hakkında adli veya siyasi herhangi bir soruşturma veya kovuşturma dosyası olan yabancılar hakkında uygulanacak temel prensipleri belirlemektedir. Bu maddeye baktığımızda, görülen kabaca durum tespiti şudur: Hakkında herhangi bir adli süreç başlatılmış olup savcılık veya mahkeme tarafından serbest bırakılmasına karar verilen “yabancılar”, ülkemizde yasal kalış hakkı olanlar (serbest bırakma aşamasında YUKK kapsamında ikamet izni sahipleri) ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Olanlar için, kişiyi serbest bırakarak sadece Göç İdaresine bilgi verme yükümü, olmayanlar için ise kişinin ‘mevcutlu’ olarak Göç İdaresine fiilen teslimi istenmektedir.
Uygulama da ilk yıllarda bu şekilde yapılmıştır. Kanaatimizce bu düzenlemenin esasen 5237 sayılı 26 Eylül 2004 tarihli Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 59’a uygunluğu bile tartışma konusu olmalıdır: “İşlediği suç nedeniyle iki yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancının, cezasının infazından sonra derhal sınır dışı edilmesine de hükmolunur.” Bir ceza yargılamasına konu olan yabancının yargılama ve infaz sürecinin sonuna kadar ülkede kalmasının sağlanması ceza hukuku prosedürünün işlemesi, adalete erişim, cezasızlık ile mücadele, masumiyetin ispatlanabilmesi imkânı tanınması ve bir bütün olarak kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması adına kanaatimizce daha yerindedir. Nitekim bu yıllarda hakkında soruşturma veya kovuşturma dosyası açılan çok sayıda yabancının sonraki zamanlarda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya beraat kararı aldığı bilinmektedir. Keza, suç işleyen yabancıların da yapılan adil yargılamalarda alacakları değişik cezaların infazının sağlanması da cezasızlık ile mücadelede ve ülkede kamu düzeninin sağlanması tartışmaları açısından önemlidir. Ancak YUKK Yönetmeliği bu durum için tehdit oluşturmaktadır.
Sonraki yıllarda hukuk ve insan haklarının konusu olarak kalması gereken bu alandaki uygulama, daha çok politikanın konusu olarak öne çıkması ile oldukça sorunlu hale gelmiştir. Bunun bir sonucu olarak, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 17 Nisan 2019 tarihinde 2019/5 sayılı “Düzensiz Göçmenlere İlişkin Uygulama Talimatı” adı altında, uygulamada kısaca 2019/5 sayılı Genelge denilen alt düzenleme kabul edilmiştir. Genelgenin 8. maddesi “Hakkında Adli İşlem Yapılan ve Cezaevlerinden Tahliye Olan Yabancılar” başlığını taşımaktadır. Bu maddeye göre hakkında adli işlem yapılarak ceza hukuku kapsamında savcılık veya mahkeme tarafından (bazen bir adli kontrol tedbiri kapsamında) serbest bırakılmasına karar verilen yabancıların “güvenlik ve istihbarat birimlerince haklarında olumlu görüş bildirilmedikçe” prensip itibariyle kolluk tarafından mevcutlu olarak Göç İdaresi İl Müdürlüklerine fiilen teslim edilmesini ve haklarında sınır dışı etme prosedürünün işletilmesini düzenlemektedir. Uygulamanın tek istisnası yabancı hakkında “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol hükmü verilmiş olmasıdır. Genelgenin bu düzenlemesi bizim YUKK Yönetmeliği madde 60’ta eleştirdiğimiz durumu daha da trajik hale getirmiştir.
Genelge her ne kadar -isminden de anlaşılacağı üzere- “Düzensiz Göçmenler” hakkında ise de Genelgenin uygulaması sadece düzensiz göçmenler ile sınırlı kalmamıştır. Yasal statüsü olan yabancıların bu statülerinin hızlıca iptali ile onları “düzensiz” duruma düşürmek ve buna bağlı olarak sınır dışı etme prosedürünü işletmek pratiği gelişmiştir. Saydığımız hiyerarşik hukuki düzenlemeler görüldüğü üzere ülkedeki tüm ‘yabancılar’ için söz konusudur ve prensip itibariyle sahip olunan ikamet türüne göre bir farklılık göstermemektedir. Bununla birlikte uygulama hem ülkede yaşanan sosyo-politik tartışmaların öncelikli konusu olmaları ve hem de muhtemelen sayılarının çok olmasından dolayı başlangıçta öncelikle geçici koruma kapsamındaki Suriyelileri hedeflemiştir. Suriyelilerin dahil olduğu medyaya yansıyan bazı adli olaylar ve bunlara dair politika yapıcıların bazı söylemleri otomatik olarak uygulayıcıların hedefine Suriyelileri oturtmuştur.
Uygulama şaşırtıcı bir hızla ama sürekli daha olumsuz çizgide şu şekilde gelişmiştir: YUKK öncesi yıllarda TCK madde 59 düzenlemesi dikkate alınmaktaydı. YUKK sonrasında ve yukarıda andığımız alt düzeydeki hukuki düzenlemelerin de yürürlüğe girmesi ile, başta ciddi suç kategorileri sayılmış ve kendilerine sayılan suç kategorilerinden suç veya suçlar atfedilen Suriyeliler için prosedür işletilmeye başlanmıştır. Bu durum kısa süre sonra tüm suç türleri için, hatta suç sayılmayıp ‘kabahat’ kapsamında kalan veya idari para cezası gerektiren trafik suçlarında bile YUKK madde 54/1-d bendinin içeriğinde bulunan esneklik ve muğlaklık da elverişli bir hukuki gerekçe olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Göç İdaresinin kullanmakta olduğu GÖÇ NET veri tabanının Adalet Bakanlığı’nın kullandığı UYAP veri tabanı ile erişiminin sağlanmasıyla, eski tarihli adli dosyalar da Suriyelilerin Göç İdaresi İl Müdürlükleri veya Veri Güncelleme Merkezleri’ndeki rutin işlemleri sırasında adeta birer hayalet gibi ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak sorun GÖÇ NET veri tabanı üzerinde Mahkeme ismi ve dosya numarası görülen bu adli dosyaların akıbetlerine, yani yabancının o dosyada beraat etmiş veya ceza almış olup olmadığına bakmaksızın, bu dosyaların bizatihi varlığının kişinin “kamu düzeni ve kamu güvenliğini tehdit” kapsamında görülmesi için yeterli görülmesidir. Sonrasında ise YUKK madde 54/1-d bendi kapsamında haklarında sınır dışı etme prosedürü başlatılmaktadır.
Bu durumda, haklarında bir soruşturma veya kovuşturma dosyası olmasına bakmaksızın daha çok siyasi değerlendirme ile konulan -ve kanaatimizce uygulaması bir güvenlik sorunu olan- “kodlu” tanımlamalar birçok kişiyi birdenbire sınır dışı prosedürleri ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu kodlarla karşılaşmalar önceden Göç İdaresi nezdindeki işlemler sırasında olurken, daha sonra kolluk kimlik kontrollerinde veya mobil denetim merkezleri uygulamalarında görülmeye başlanmıştır. Uygulama ise bu kişilerin bir şekilde Göç İdaresi veya kolluk ile karşı karşıya gelmelerini beklemek değil, bu kişilerin evlerinden gözaltına alınmaya başlanması şeklinde gelişmiştir. Bu son kötü duruma eklenen ve hiçbir mevzuat düzenlemesi ile izah edilemeyecek bir başka yeni kötülük ise, hakkında adli işlem başlatılan veya herhangi bir adli işlem olmaksızın konulan kodlar sonrasında kişinin aile üyelerinin de (birlikte ikamet edip etmediğine bakılmaksızın anne-babası, kardeşleri, eş ve çocukları) dahil edilmeleri olmuştur. Sıklığı artan, aile üyelerinin de bir şekilde haklarında sınır dışı etme prosedürlerinin işletildiği görülmektedir.
Genellikle sınır dışı etme kararı ile geçici kabul statülerini iptal kararları birlikte verilmektedir. Ancak bu durum kişilere tebliğ edilmemekte, çoğunlukla sadece GÖÇ NET veri tabanı üzerinde kalmaktadır. Daha sonradan sınır dışı kararları iptal edilse bile, geçici koruma statüleri aktif hale getirilmemektedir. Bunun için ayrı bir idari ve yargısal sürecin işletilmesi beklenmektedir.
Taner Kılıç İzmir Barosu’nda avukattır.





