Bu yazı “Geçici Koruma Kimi, Neyi ve Ne Kadar Koruyor?” blog serisinin bir parçası olarak İbrahim Soysüren’in editörlüğünde yayımlanmaktadır. NCCR On the move, Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü ve İzmir Barosu iş birliğiyle 9 Aralık 2023’te İzmir’de düzenlenen aynı adı taşıyan çalıştayda sunulan tebliğlerden hareketle hazırlanmıştır.
Makalede Doğa Elçin, Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin Türk mahkemelerinin verdiği kararları, özellikle de sınır dışı etme konusuna odaklanarak analiz ediyor. Bu alandaki içtihat birliği eksikliğinin de yol açtığı belirsizliğin ve öngörülemezliğin altını çiziyor.
Suriyeliler ve Türkiye’deki mahkemeler: İçtihat birliği eksikliği ve sonuçları
Doğa Elçin
Türkiye’deki mevcut yasal çerçeveye göre, yabancılar ülkeye girişleri, ülkede kalışları ve seyahatleri ile ilgili olarak idari başvuru hakkına sahiptir. Ayrıca Göç İdaresi Başkanlığı’nın kararlarına karşı idare mahkemelerine başvurulabilir. Öte yandan, sınır dışı etme kararlarına karşı, idare mahkemelerine bu kararların tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebilirler (Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, YUKK, Madde 53/3). Mahkemeler idarenin sınır dışı kararına ilişkin kararlarını onbeş gün içinde vermelidir. Bu kararları kesindir, yani temyiz edilemez. Buna ek olarak, olağan hukuk yolları tüketildikten sonra, Anayasa veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak tek yasal yoldur. Bu bağlamda, aile hayatı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile yaşam hakkının güvence altına alındığını belirtmek önemlidir.
Bu çalışma, 2011’den günümüze geçici koruma altındaki Suriyelilerin hukuki statüsünü, özellikle sınır dışı edilmelerine ilişkin Türk yargı kararları ışığında ele almaktadır. Geçici koruma statüsü uygulamasının yeknesak olmadığının altını çizmektedir.
YUKK ve Geçici Koruma Yönetmeliği’ne göre, Suriye’den zorla yerinden edilen kişiler uluslararası koruma çerçevesinde, Türkiye’de sadece geçici koruma başvurusunda bulunabilirler. Diğer uluslararası koruma türlerine erişimleri yoktur. Bununla birlikte, ikamet izni gibi farklı statülere sahip Suriyelilerin de olduğu ve bu kişilerin de Türkiye’de kalışlarıyla ilgili bazı sorunlarla karşılaşabilecekleri de açıktır. Örneğin, bir Suriye vatandaşı Türkiye’ye ikamet şartlı bir vize ile giriş yapmıştır. İdare kendisine V-84 koduyla bir kısıtlama getirmiş ve bir ceza davasında sanık olarak yargılanırken kendisine yurtdışına çıkış yasağı konulmuştur. Bu çıkış yasağı geçici olarak kaldırılmıştır. Söz konusu şahsın çıkış yasağı yürürlükteyken Türkiye’den ayrılması, vize yükümlülüklerini ihlal sayılmış ve artık mukim olarak kabul edilmemiştir. Mahkeme, bu duruma ilişkin olarak, sınır dışı etme kararı alınmadan önce ülkeyi terk etmek için kendiliğinden sınır kapısına gelen bir Suriye vatandaşının ülkeye girişinin yasaklanamayacağına hükmetmiştir. Mahkeme kararını YUKK’un “Türkiye’ye girişi reddedilen yabancılar” başlıklı 7. maddesi, “Vize verilmesi reddedilen yabancılar” başlıklı 15. maddesi, “Sınır dışı etme kararı alınan kişiler” başlıklı 54. maddesi ve “Türkiye’ye giriş yasağının tebliği” başlıklı 10. maddesi hükümlerine dayandırmıştır. Mahkeme, sınır dışı kararı olmaksızın davacıya uygulanan giriş yasağının hukuka ve mevzuata uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Kararda ayrıca, Türkiye’deki tüm Suriyelilerin otomatik olarak geçici koruma rejimi kapsamında değerlendirilmediği, buna rağmen sadece Suriyelilerin bu statüden yararlanabildiği anlaşılmaktadır (İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 12.01.2017 tarih ve 2016/2500 E. 2017/1156 K sayılı kararı).
Öte yandan, mahkemelerin geçici koruma altındaki Suriyelilerin sınır dışı edilmesine karşı verdiği kararlar da olmuştur. Örneğin, geçici koruma statüsü bulunan Suriye vatandaşı bir kişinin, çalışma izni olmadan hostes olarak çalıştığı ve bulaşıcı bir hastalığa yakalandığı gerekçesiyle ülkeyi terk etmesine karar verilmiştir. Ancak, Suriye’deki savaş durumu nedeniyle başvuranın can ve mal güvenliğinin bulunmadığına dikkat çekilmiştir. Ayrıca, Suriye’ye dönmesinin mümkün olmadığını ve ülkesine dönmesi halinde çeşitli gruplar tarafından ölüm, işkence ve aşağılayıcı ceza veya muameleye maruz kalacağını belirtmiştir. (İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 31.05.2016 tarihli 2015/2424 E. ve 2016/1281 K. sayılı kararı).
İdare mahkemelerinin bazı kararları, gönüllü geri dönüş mekanizmasının bazen örtülü sınır dışı etmek amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Örneğin bir davada, sınır dışı edilme sırasında kişinin rızası olmaksızın gönüllü geri dönüş formu imzalamaya zorlanarak idari gözetim altına alınması sonucunda yaşam hakkı, kötü muamele yasağı, etkili başvuru hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği belirtilmiştir (Anayasa Mahkemesi’nin 02.05.2023 tarih ve 2019/24388 numaralı Abdulkerim Hammud kararı). Sınır dışı etme kararına dayanarak, başvuran, idari gözetim altına alınmış ve gönüllü geri dönüş formu imzalamaya zorlanmıştır. Başvuran 18 Temmuz 2019 tarihinde Cilvegözü Sınır Kapısından sınır dışı edilmiştir. Sınır dışı edilmeden önce başvuran, karıştığı bir kavgada bilerek yaralanmaya neden olmak suçundan karakola götürülmüştür. Ancak, sınır dışı edilmesine dayanak teşkil etmesine rağmen, hakkındaki suçlamalar sonrasında düşmüştür. Başka bir deyişle, bir suç nedeniyle hakkında başka bir soruşturma veya kovuşturma yapılmamıştır ve Türkiye’deki varlığı kamu düzenine ve güvenliğine herhangi bir zarar vermemiştir.
Bu nedenle AYM, YUKK’un 54/1-d maddesine dayanarak karar vermiş ve gönüllü geri dönüş formunun başvurucunun Suriye’deki durumu hakkında herhangi bir bilgi içermediğini tespit etmiştir. Buna ek olarak, geçici korumasının iptal edilmesiyle ilgili olası riskler de açıklanmamıştır. Öte yandan, gönüllü geri dönüş formu imzalandığında avukatı bilgilendirilmemiş, imza sırasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisi veya ulusal bir sivil toplum kuruluşu temsilcisi hazır bulunmamıştır. Bu nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ile etkili başvuru hakkı ihlal edilmiştir.
Son olarak, geçici koruma statüsünün uygulanmasında ve mahkeme kararlarında yeknesaklık olmamasının Türkiye’deki Suriyeliler için belirsizlik ve öngörülemezlik yarattığını belirtmek önemlidir. Bu durum, sınır dışı kararları söz konusu olduğunda daha da belirgindir, zira idare mahkemesi kararlarına itiraz etmek mümkün değildir. Bu durumda, başvurulabilecek tek merci Anayasa Mahkemesi’dir. Ancak bu da sadece bazı durumlarda mümkündür. Belirsizlik, hak arama özgürlüğünün ve adalete erişim hakkının etkili bir şekilde kullanılmasını engellemektedir. Her ne kadar rejimin düşmesinden sonra Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşlerinde bir artış olsa da bu durum mahkeme kararlarında gözlemlediğimiz belirsizlik ve öngörülemezlik sorununu değiştirmemektedir.
Doğa Elçin Bozok Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapmaktadır.
* GAR Blog’ta yayınlanan yazılarda görüşler bütünüyle yazarlara aittir, Göç Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmaz.
**Görsel CHATGPT ile oluşturulmuştur.





