Bu yazı “Geçici Koruma Kimi, Neyi ve Ne Kadar Koruyor?” blog serisinin bir parçası olarak İbrahim Soysüren’in editörlüğünde yayımlanmaktadır. NCCR On the move, Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü ve İzmir Barosu iş birliğiyle 9 Aralık 2023’te İzmir’de düzenlenen aynı adı taşıyan çalıştayda sunulan tebliğlerden hareketle hazırlanmıştır.
Yazıda, Ayşe Kaymak Türkiye’de geçici koruma altında bulunan yaklaşık 3 milyon Suriyelinin karşılaştığı zorlukları ele alarak adalete erişimin ve adil yargılanmanın önemine dikkat çekiyor. İzmir Barosu örneğinden hareketle avukatların ve baroların bu ihlallerin görünür kılınmasında ve hukuksuz uygulamaların önlenmesindeki oynayabilecekleri önemli rollerin altını çiziyor.
Türkiye’de Geçici Koruma Rejimi Altında Bulunan Yabancıların Uğradığı Hak İhlallerinin Önlenmesinde Baroların Rolü ve İzmir Barosu Örneği
Ayşe Kaymak
Geçici koruma, kitleler halinde ülke sınırlarına ulaşan kişilere, devletlerin geri göndermeme yükümlülükleri çerçevesinde uygulanan geçici bir çözüm yoludur. Türkiye’de geçici koruma rejimi altında bulunan yaklaşık 3 milyon Suriyeli, 10 yıldan daha uzun süredir yaşamlarını sürdürmektedir. Bu kişilere yönelik entegrasyon veya üçüncü bir ülkeye yerleştirme gibi kalıcı hukuki çözümler üretilememiştir. Gönüllü geri dönüş seçeneği ise hukuka uygun şekilde uygulanmamaktadır. Kalıcı hukuki çözümler üretilememesi nedeniyle geçici koruma rejimi altındaki Suriyeliler eğitim, sağlık, barınma, özel yaşama saygı, adalete erişim ve adil yargılanma hakkı ihlallerine maruz kalabilmektedir. Ayrıca devletin egemenlik yetkisinin oldukça geniş yorumlanmasının sonucunda, geçici koruma statüsü bulunan Suriyeliler hakkında çok basit gerekçelerle sınır dışı kararları alınmakta ve haklarında kesinleşmiş bir sınır dışı kararı bulunanların geçici koruma statüsü sona erdirilmektedir. Ancak Suriye’nin halen güvenli bir ülke kabul edilmemesi nedeniyle geri göndermeme yükümlülüğü kapsamında, sınır dışı edilememektedirler. Bu şekilde geçici koruma kaydı iptal edilen kişiler, kendilerine yeni bir statü de verilmediğinden en temel insan haklarından yoksun bırakılmaktadır. Bu hak ihlallerinin ve hukuka aykırı uygulamaların görünür kılınması, raporlanması ve önlenmesinde avukatların ve baroların önemli bir rolü bulunmaktadır.
Türkiye’de geçici koruma statüsü ile bulunan Suriyelilerin uğradığı hak ihlallerinin başında, doğrudan baroların faaliyet ve görev alanını ilgilendiren adalete erişim hakkı ve adil yargılanma hakkı gelmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinde “ödeme gücünden yoksun olan kimseler”in, “haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla” adli yardımdan yararlanabilecekleri belirtilmiştir. Kanun koyucu bu genel hükümle sınırlı kalmayarak yabancı, sığınmacı veya mültecilere yönelik Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda özel düzenlemeler de öngörmüştür. İlgili yasanın 57/7. maddesinde ‘İdari gözetim işlemine karşı yargı yoluna başvuranlardan, avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayanlara, talepleri hâlinde (…) avukatlık hizmeti sağlanır” ifadesi bulunmaktadır. Aynı kanunun 81/2. maddesinde ise avukatlık ücretini karşılayamayacak olan mültecilere yargı başvurularında, adli yardım hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanacağı düzenlenmiştir.
Yabancıların adalete erişiminin sağlanabilmesi için sadece yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı, hukuki yollara başvurmalarını engelleyen idari, sosyal, ekonomik ve kültürel engellerin de ortadan kaldırılması gerektiği açıktır. Örneğin haklarında sınır dışı etme kararı ve idari gözetim kararı alınarak bir geri gönderme merkezine (GGM) konulan yabancılar, kanuni zorunluluk olmasına rağmen, özgürlüklerinin neden sınırlandırıldığı, hakları ve başvuru yolları hakkında aydınlatılmamaktadır. Dil bariyeri gibi nedenlerle, haklarında alınan kararlara karşı hukuki yollara başvurma ve avukata erişim hakları olup olmadığı konusunda bilgiden yoksun kalmaktadırlar. Çok az yabancı, baroların adli yardım bürolarından avukat talebinde bulunabileceğini ve adli yardım hizmetinden faydalanabileceğini bilmektedir. Bir şekilde bu konuda bilgi sahibi olup adli yardıma başvuran ve kendilerine avukat görevlendirilmesi yapılan yabancıların ise GGM’de yasal dayanaktan yoksun ve keyfi tutumlarla avukatları ile görüşmeleri engellenebilmektedir.
Geçici koruma statüsü ile Türkiye’de bulunan yabancıların adalete erişimi, sadece yabancılar hukukunu ilgilendiren işlem ve kararlar yönünden değil, özel hukuk alanını ilgilendiren hukuki uyuşmazlıklarda ve hak ihlallerinde de tam olarak sağlanamamaktadır. Geçici koruma kayıtları iptal edilmiş ancak ülkelerine de geri gönderilemedikleri için yıllarca ‘statüsüz’ bırakılan çok sayıda Suriyeli vardır. Bu şekilde statüsüz bırakılan Suriyelilerin; eğitim, sağlık, barınma, ulaşım gibi hakları ihlal edilmektedir. Ancak Türkiye’deki hukuk sisteminin yurttaşlar yönünden dahi karmaşıklığı ve hukuki dilin anlaşılmazlığı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de bulunan yabancıların adalete erişimleri için tercüman desteği sağlanması, aydınlatma/bilgilendirme amaçlı özel mekanizmalar kurulması gerektiği açıktır. Bu kapsamda İzmir Barosu ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında 10 Aralık 2020 tarihinde imzalanan ‘İzmir, İnsan Haklarının Başkenti Protokolü’ ile hayata geçen ‘Adli Yardım Hizmet Aracı’ önemli ve işlevsel bir araç olarak konumlandırılabilir. Yerel yönetimlerle baroların, kentte yaşayan herkesin adalete erişim gibi temel bir ihtiyacı için yaptığı bu iş birliği örneği işlevsellik kazandığında tüm Türkiye için de oldukça olumlu bir deneyim olacaktır.
Türkiye’de ne yazık ki son yıllarda artan yabancı düşmanlığı ve mültecilere yönelik nefret söylemi yabancıları hukuki zeminde oldukça kırılgan bir noktaya getirmiştir. Çok basit gerekçelerle haklarında sınır dışı kararı alınması, ‘kamu düzenini bozmak’ gerekçesinin idare ve yargı tarafından oldukça geniş yorumlanması, dava ve hukuki başvuru yollarının yerleşmiş yargı pratiği ile neredeyse etkisiz hale gelmiş olması gibi nedenlerle hakları ihlal edilen yabancılar, karşılaştıkları sorunları yetkililere bildirmekte ya da hukuk yollarına başvurmakta tereddüt etmektedir.
Geçici koruma statüsü ile Türkiye’de bulunan Suriyelilerin karşılaştığı hak ihlallerinin görünür kılınmasında ve önlenmesinde İzmir Barosu pratiği önemli bir yerde durmaktadır. Yabancıların, yabancılar hukukundan kaynaklanan sınır dışı, idari gözetim, geçici koruma statüsüne ilişkin dava ve işlemleri başta olmak üzere, özel hukuk alanında karşılaştıkları hukuki sorunlar ve davalar ile ilgili yaptıkları adli yardım başvurularında da bu alanda özel eğitimler almış avukatlardan görevlendirme yapılmaktadır.
Ancak Türkiye’de baroların adli yardım bürolarının görevlendirme kriterleri ve çalışma standartları konusunda bir uygulama birliği bulunmamaktadır. Baroların büyük bir kısmı yabancılara yabancılar hukukundan kaynaklanan başvurularında görevlendirme yapmamaktadır. Örneğin; ‘yoksulluk’ kriterini bazı barolar daha geniş yorumlarken, bazı barolar ise asgari ücret düzeyinde geliri olan başvurucunun yoksulluk şartını karşılamadığı gerekçesiyle adli yardım başvurularını reddedebilmektedir. Dolayısıyla mültecilere adli yardım sistemi üzerinden görevlendirme yapan baroların sayısı sınırlı kalmaktadır. Barolar yönünden bunun en temel nedeni şüphesiz, adli yardım bütçelerinin oldukça kısıtlı olması ve kaynak yaratamama sorunudur.
Son olarak İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu’nda gönüllülük esası ile çalışan avukatların, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla yaptıkları çalışmaların mültecilerin karşılaştığı hak ihlallerinin izlenmesi, raporlanması ve önlenmesinde önemli bir yerde durduğunu belirtmek gerekir. Komisyonun çeşitli faaliyetlerinden bazıları şu şekilde sıralanabilir:
- Ankara Altındağ ilçesinde Suriyelilerin yaşadığı mahallelerde Ağustos 2021’de yaşanan, neredeyse mahallede yaşayan tüm yabancıların ev ve işyerlerinin fiili saldırılarla tahrip edildiği olaylarda, gerekli önlemlerin derhal alınması için Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu ile siyasi partilerin meclis gruplarına başvurulması, saldırganların tespiti ve yargılanması için suç duyurusunda bulunulması;
- 6 Şubat depreminde en çok etkilenen kesimlerin içerisinde yer alan Suriyeli depremzede mültecilerin, depremzedelere yapılan yardımlardan yararlandırılmamasını veya yurttaşlardan sonra yararlandırılmasını öngören ayrımcılık içeren eylem ve kararlara karşı başvurular yapılması;
- Hakkında kesinleşmiş bir sınır dışı kararı veya sınır dışı kararının iptali davası bulunduğu gerekçesiyle geçici koruma kayıtları iptal edilen Suriyelilere yönelik eğitim, sağlık, ulaşım hakları ihlallerine karşı idari başvurular yapılması;
- İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde üç Suriyeli işçinin yakılarak öldürüldüğü davanın ve benzer davaların aktif bir şekilde takibi.
Sayılan ve benzeri çalışmalarla İzmir Barosu Göç ve İltica Komisyonu üyesi gönüllü avukatlar, hak ihlallerinin görünür hale gelmesinde, giderilmesinde ve uygulamaların değiştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu örneklerden yola çıkarak baroların, insan haklarını korumak ve geliştirmek çerçevesindeki görevleri kapsamında, mültecilere yönelik çalışmalarının yaygınlaştırılması ve baroların kapasitelerinin artırılması büyük önem taşımaktadır.
Ayşe Kaymak avukattır. İzmir Barosu’nda Göç ve İltica Komisyonu’ndan sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.
* GAR Blog’ta yayınlanan yazılarda görüşler bütünüyle yazarlara aittir, Göç Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmaz.
**Görsel CHATGPT ile oluşturulmuştur.





