Bu yazı “Geçici Koruma Kimi, Neyi ve Ne Kadar Koruyor?” blog serisinin bir parçası olarak İbrahim Soysüren’in editörlüğünde yayımlanmaktadır. NCCR On the move, Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü ve İzmir Barosu iş birliğiyle 9 Aralık 2023’te İzmir’de düzenlenen aynı adı taşıyan çalıştayda sunulan tebliğlerden hareketle hazırlanmıştır.
Kemal Vural Tarlan bu yazıda, Suriyelilere ilişkin gönüllü geri dönüş söylemini, ardındaki uygulamalar ve konuya ilişkin rakamlarla birlikte ele alarak sorguluyor. Ayrıca 6 Aralık 2024 tarihinde Baas rejiminin yıkılmasının ardından yaşanan geri dönüşlere de işaret ederken Suriye’de sürmekte olan sosyo-politik ve ekonomik istikrarsızlığı hatırlatıyor. Bu çerçevede güvenli ve onurlu geri dönüşlerin sağlanmasına ilişkin uluslararası ilkelerin önemini ve bunlara riayet edilmesi için gerekli gözetim ve denetim mekanizmalarına duyulan ihtiyacı vurguluyor.
Suriye’ye Gönüllü Geri Dönüşler: Söylem ve Uygulama
Kemal Vural Tarlan*
Suriyeli mültecilerin geri dönüşleri, 6 Aralık 2024 sabahı 61 yıllık Baas rejiminin ortadan kalkması ile yeniden bölgesel, hatta küresel bir göç gündemi haline geldi. 2011 yılında başlayan çatışmalar ve şiddet sebebiyle komşu ülkelere oradan da başta Avrupa olmak üzere, dünyanın dört bir yanına göç vermiş Suriye’de rejim ortadan kalktı. Yeni durum, “gönüllü geri dönüş” açısından, göç alanındaki politika yapıcılar, devletler ve de özellikle insani yardım örgütleri için büyük umuda dönüştü. Bu yeni süreç, söz konusu aktörlerce, kitlesel göçlerin, eğer gerekli koşullar sağlanırsa, kitlesel geri dönüşlere evrilebileceğinin kanıtlanması için bir olanak olarak önümüze getiriliyor. Biz göç üzerine çalışanların yeni gündemi bu. Her gün konuya ilişkin yeni raporlar yayınlanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) kurumları sürekli geriye dönüş verileri yayımlıyor. öç çalışan kurumlar, insani yardım örgütleri, komşu ülkelerden, başta Şam olmak üzere, Suriye içlerinde taşınıyor.
Peki süreç, yani gönüllü geri dönüşler nasıl işliyor? Geçekten, sözü edildiği gibi kitlesel geri dönüşler konusunda son durum ne?
Rakamlar Ne Diyor?
Bu konuda çalışan kurumlar, başta Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Uluslararası Göç Örgütü ve diğer BM örgütleri olmak üzere, Avrupa Birliği (AB) kurumları ve Suriyeli mültecilerin yaşadığı AB üyesi ülkeler, Suriye’nin komşu ülkeleri ve Mısır ve Körfez ülkeleri gibi mültecilerin yaşadığı ülkelerle 2020 yılından bu yana gönüllü geri dönüşlerle ilgili çalışmalar sürdürüyordu. Bu konu, göç alanında çalışan sivil toplum ve insani yardım kuruluşlarının gündemine o tarihten bu yana alınmaya çalışıyordu. 6 Aralık 2024’ten beri, mültecilerin geri dönme isteğine ve gönüllü geri dönüşlere dair pek çok araştırma yayımlandı.
BMMYK, 20 Şubat 2025 itibariyle, Aralık 2024 başından bu yana yaklaşık 354 900 Suriyelinin komşu ülkeler üzerinden Suriye’ye geri döndüğünü tahmin ediyor. Türkiye’ye dair verileri ise, BMMYK en son 30 Ocak 2025’te açıkladı. Kuruluş tarafından paylaşılan bir güncelleme notunda ise, 6 Mart 2025’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Esad rejiminin düşüşünden bu yana 133 000 Suriyelinin gönüllü bir şekilde Suriye’ye döndüğünü ifade ettiği belirtiliyor. Ayrıca medyada “gönüllü ve onurlu dönen” Suriyeli mülteci sayısının da 873 bini bulduğu yazıyor.
Cumhurbaşkanının belirtiği bu geri dönüşlerin başlangıcının, Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından gönüllü geri dönüş programının hayata geçirildiği 2021 yılı olduğu yine GİB verilerinden görülebilir. Ayrıca 2021 yılı, Türkiye’de Suriyeli mültecilerin sayılarında bir azalmanın başladığı yıl olarak belirginleşiyor. Bu yılın başında, 3 737 369 olan sayı, bugüne geldiğinde 2 810 977 kişiye düşmüş. Dört yıl içinde azalan kişi sayısı ise 926 393 kişi olarak görülüyor.
Bu azalmaların sebeplerine bakıldığında, özellikle pandemi dönemindeki azalmaların ne kadarının can kaybı ne kadarının geriye dönüşlerden kaynaklandığı konusunda veri bulunmamaktadır. Yine 6 Şubat 2023 depremi sonrasında ise 500 binden fazla kişinin azaldığı görülmektedir. Bu konuda yine can kayıpları ve gönüllü geriye dönüşler konusunda net bir veri bulunmamaktadır. Tabi bu azalanlara ilişkin olarak Türkiye’den başka ülkelere geçişler konusunda da net bir veri bulunmamaktadır.
Artık Bu Ülkede Yaşanmaz Dedirten Uygulamalar
2022 yılı ise göçmen karşıtlığının gözle görülür şekilde arttığı, yaklaşan seçimlerle popülist sağ ve sol siyasetçilerin göçmen karşıtlığının kitleleri motive etmede güçlü bir kart olduğunu fark ettikleri bir yıl oldu. Mayıs 2023 Genel Seçimleri öncesindeki seçim kampanyaları sırasında göçmen karşıtlığı, sınır dışı etme, sınırların korunması, gönüllü geri dönüş gibi konular tartışmaların odağındaydı. Seçim sonuçları Türkiye’nin göçmen politikaları için bir dönüm noktasıydı. Güvenlik odaklı göç politikaları, mobil göç noktaları ve Kalkan adı altındaki operasyonlar hayata geçirildi. Bu politikaların sahadaki karşılıkları zamanla görülmeye başlandı. Özellikle mobil göç noktaları uygulamasıyla birlikte mültecilerin geçici koruma sistemi verileri kullanılarak, kimliklerine kodlar atanmaya başlandı. Geçici koruma sistemi üzerinde kişilerin kimliklerinin kapatılması için sistem ve uygulamada sıkılaştırma artırıldı. Yabancı nüfusun Türkiye vatandaşı nüfusuna oranla %20’yi aştığı mahallelerin yabancıların ikamet izinlerine kapatılması uygulaması tüm Türkiye’ye yayıldı ve sıkı bir denetime tutuldu. Kotasını doldurmamış, bu sebeple yabancı yerleşimine izin verilen mahallelerde ise açık mahallelerin yüksek kira oranları, mülteci karşıtlığı sebebiyle mültecilerin kayıt dışına itilmesine sebep oldu. Kimlik ve adres güncellemelerinin sıklaştırılması ve bu güncellemeler için noter onaylı kira sözleşmeleri ve de güncel elektrik ve su faturalarının zorunlu kılınması, mültecileri sitem dışına itti. Kimliklerin kapatılması, kayıt dışılığı ve sınır dışı edilme riskini artırdı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanmayan, trafik cezaları gibi para cezası durumlarında bile, periyodik olarak imzaya çağırma, yol izin belgeleri dışında şehir değişimi durumunda sınır dışı edilme riski ile karşı karşıya bırakma, vb., uygulamaların önü açıldı. Bunlar mültecileri kentlerin merkezinden uzaklaştırıp kendi gettolarında görünmez kılma, iki toplumu birbirinden izole etmenin de aracına dönüştü.
Bu uygulamalar, mülteci toplumu içinde gerginliklere yol açan zorluklar yarattı. Derinleşen ekonomik krizle birlikte Türkiye’de yaşama şanslarının kalmadığı duygusunu güçlendirdi. Diğer yandan, siyasi parti ve siyasetçilerin söylemleri, göç konusunun önyargı, ayrımcılık ve kriminal olaylar üzerinden gündeme gelmesi, göçmen karşıtı ırkçılığın toplum ve özellikle gençler içinde yaygınlaşması ile birlikte toplumsal gerilimin giderek artığı görülmektedir.
Özellikle 2024 yılında, mobil göç noktalarının, toplu taşıma duraklarına, caddelere, işlek meydanlara, mahalle girişlerine, yani kentlerin her yerinde gezici hale getirilmesi, mülteciler için hayatı çekilmez bir noktaya getirdi. Bu dönem, gönüllü geri dönüş adı altında sınır dışı vakalarının neredeyse sıradanlaştığı, geri gönderme merkezleri ve geçici barınma merkezlerine konulanların sayılarının günbegün artığı bir yıldırma döneminin de başlangıcı olmuştur. Geçici barınma merkezleri birer hapishaneye dönüşmüş, süresiz gözaltında kalmanın alternatifi “gönüllü olarak Suriye’ye dönmek” olmuştu. Bu konudaki yayınlar, dava sayısındaki artış ve barolardaki ilgili komisyonların raporları, bu uygulamanın ne denli yaygınlaştığını göstermektedir.
30 Haziran 2024 tarihinde, Kayseri’de küçük yaşta bir çocuğa cinsel istismar yapıldığı iddiası üzerine aynı gün kent genelinde ırkçı ve nefret söyleminde bulunan grupların Suriyelilerin ev ve işyerlerine yönelik saldırıları 2 Temmuz gününe kadar sürdü. Bunun sonucunda mülteci toplumundaki tedirginlik “artık burada yaşanmaz” noktasına gelmiş ve ilk kez gerçekten “gönüllü” dönmek isteyen ailelerin sivil toplum örgütlerine başvurdukları bir dönüm noktası da olmuştu. Gönüllü geri dönüş taleplerinin gelmesi, devletin zor ve yıldırmanın geri dönüşleri hızlandırdığını görüp, yukarda işaret edilen önlemleri daha da sıkılaştırdığı bir dönemi de beraberinde getirmişti. 2024 yılının son ayına girildiğinde, Suriyeli mülteciler için mevcut durum, geri dönüşler açısından yaklaşık olarak bu şekildeydi.
6 Aralık 2024 ise, geri dönüşler açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu ve mültecilerin geri dönüş dinamiklerini değiştirdi. Öncelikle; gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşlerin olabilmesi için Suriye’de devletin yeniden ayakları üzerine kalkabilmesi, ekonomik ve toplumsal istikrarın kurulması, barınma ve iş gibi yaşam koşullarının sağlanması gerekiyor. Son günlerdeki mezhepsel, etnik ve inançsal ayrışma ve katliam haberleri, yeni Suriye’de siyasal ve sosyal hayatı yeniden inşa etmenin ne denli zor olacağının da göstergesi olsa gerek.
Sonuç Yerine: Geri Dönüşlere İlişkin Uluslararası İlkelerin Önemi
Gönümüzde istikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı, ekonomik olarak ayakları üzerinde durmayan, nüfusunun neredeyse %90’ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı, nüfusunun yarıdan çoğunun ülke içinde yer değiştirdiği ya da dışına çıktığı bir Suriye söz konusu. Bu ülkeye dönme umudu olsa bile, sürecin beklenenden çok uzun süreceği ve belki de umuttan öteye geçmeyeceği bir olguyla karşı karşıyayız.
Göç alanında çalışanlar bu gerçekliliğin farkında olup gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşlere ilişkin uluslararası ilkelerin ihlal edilmesine karşı durmalıdır. Ayrıca gönüllü geri dönüşler adı altında sınır dışı uygulamalarına izin verilmemesi için denetim ve izleme mekanizmalarının kurulması gerekiyor. Diğer taraftan geri dönmek istemeyenler için 14 yıldır ihmal edilen, önemsenmeyen toplumsal uyum çalışmaları üzerine yeniden düşünmenin zamanının geldiği görülmelidir.
*Araştırmacı ve fotoğrafçı Kemal Vural Tarlan Gaziantep’teki Kırkayak Kültür’ün genel koordinatörüdür.
** GAR Blog’ta yayınlanan yazılarda görüşler bütünüyle yazarlara aittir, Göç Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmaz.
***Görsel CHATGPT ile oluşturulmuştur.





