Bu yazı “Geçici Koruma Kimi, Neyi ve Ne Kadar Koruyor?” blog serisinin bir parçası olarak İbrahim Soysüren’in editörlüğünde yayımlanmaktadır. NCCR On the move, Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü ve İzmir Barosu iş birliğiyle 9 Aralık 2023’te İzmir’de düzenlenen aynı adı taşıyan çalıştayda sunulan tebliğlerden hareketle hazırlanmıştır.
Geçici koruma altındaki Suriyelilerle İzmir’de yapılan derinlemesine görüşmelerin verilerine dayanan bu yazı geçici koruma deneyimlerinin belirsizlik ve güvensizlikle dolu olduğunu gösteriyor. Suriyeli mültecileri konu alan tartışma başlıkları (sayıları, statüleri, haklarını düzenleyen hukuki çerçeve; göçün iç ve dış politikada bir politik malzeme haline dönüşmesi vb.) hep değişse de değişmeyen tek şey “belirsizlik” oluyor. Bunun yanında yükselen Suriyeli karşıtlığı mültecilerin hayatlarına yön vermelerini ve geleceği öngörmelerini engelliyor. Bu durum mültecilerin Türkiye’de kalma veya Suriye’ye dönme kararlarını etkiliyor. Suriye’de rejimin düşmesi ne yazık ki belirsizliklerin sonundan çok yeni belirsizliklere kapı açmış görünüyor.
Belirsizlik Sarmalı: Suriyeli Mültecilerin Geçici Koruma Deneyimleri
Cansu Akbaş Demirel*
Neuchâtel Üniversitesi Sosyoloji Enstitüsü’nde ve Hareketliliğe ilişkin Ulusal Araştırma Yetkinlik Merkezi (NCCR on the move) çerçevesinde yürütülen Krizler ve Belirsiz Durumlarla Başa Çıkmak: Üç Ulusal Bağlamda Ukraynalı ve Suriyeli Zorunlu Göçmenlerin Deneyimleri başlıklı proje kapsamında İzmir’de yaptığımız görüşmelerde Suriye’den gelen ve geçici koruma altında bulunan göçmenlerin deneyimlerini öğrenmek istedik.
“Ben yavaş yavaş öğrendim işte arkadaşlarıma sorup… 11 yaşındaydım.”
Geçici koruma statüsünün başvuru prosedürlerinin, geçerlilik süresinin, kapsamının ve sona erme koşullarının ortaya çıkardığı bilinmezlik, değişkenlik gösteren uygulamalarla birleştiğinde; geçici koruma kapsamındaki Suriyeli mültecilerin çok kısa vadede dahi önlerini görebilme ve plan yapabilme imkânlarını ortadan kaldırıyor ve pek çok belirsizliği beraberinde getiriyor. Görüştüğümüz kişiler öncelikle, İzmir’e geldiklerinde kimlik almak, çalışmak, eğitim ve sağlık gibi ihtiyaçlarını karşılamak konusunda karşılaştıkları belirsizliği, yeni gelenler için güvenilir bir bilgi paylaşımı yapılmadığını aktarıyor.
Bu bilgilere erişimde kendilerinden önce gelenler önemli rol oynuyor. Bu aşamada Göç İdaresine geçici koruma başvurusu yapmaktan, temel eğitim için bir okula kayıt yaptırmaya, sosyal destek bulmaya varıncaya dek pek çok konuda ancak kendilerinden daha önce İzmir’e gelmiş olan genellikle akraba veya kimi durumlarda da komşuların yardımıyla bilgi sahibi olabiliyorlar. Bir genç kadın İzmir’e ulaştıklarında bürokratik prosedürleri ve sosyal destek mekanizmalarını sokakta karşılaştığı diğer çocuklardan öğrendiğini anlatıyor:
“Çok Suriyeli kişi vardı. Biz ilk başta hiçbir yere çıkmadık. Ev tuttuktan sonra insanlarla tanışmaya başladık. Kimlik nasıl çıkarılır, okul nasıl kayıt yapabiliriz işte… Aslında benim ailem hiçbir şey anlamıyordu. Nasıl yapacaklar? Ben yavaş yavaş öğrendim işte, arkadaşlarıma sorup kimlik yerini ben öğrendim. Ben gittim oraya. Sonra aileme geldim, ben götürdüm onları… 11 yaşındaydım. Ben kimlikleri öğrendim. Hani ilk olarak belge veriyorlar, böyle kimlik değil yani. Sonra işte burada yemek dağıtılan bir yere her gün gidiyordum ben. Ben öğrendim o yeri. Bir arkadaşım söyledi. Ben yoldayken arkadaş yaptım, o arkadaş bana gösterdi yeri.”
Benzer biçimde sadece haklar değil ama sahip olduklarını düşündükleri imkânlar bile her zaman öngörülebilir nitelikte değil. Örneğin, İzmir’e geldiğinde ailesiyle birlikte yakın bir akrabasının yanında kalmayı planlayan bir kadın, yaşayacakları yeri gördüğünde uğradığı hayal kırıklığını şöyle aktarıyor: “Ben o gün şok yaşadım. Böyle bütün gün oturdum, ağladım, ‘Ben nasıl bir yere gelmişim? Nasıl bir yerde yaşayacağım?’ diye.”
Süregiden Belirsizlik: Değişen Koşullar ve Uygulamalar
Kalış süresi uzadıkça Suriyeli mülteciler çeşitli konularda deneyim kazanmaya başlıyor. Kendilerinden önce gelenlerden işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenenler, yeni gelenlere deneyimlerini aktarmaya devam ediyor. Ancak öğrenme ve yeniden organize olma süreci geçici korumadakiler için son bulmuyor. Örneğin yukarıda ailesine kimlik kaydı için yol gösteren genç kadın, yine çocuk yaşta okul kaydını kendi başına yaptırdığını anlatırken; İzmir’e geldiklerinde bir “Türk okula” kaydı yapılmadığı için ilk olarak bir “geçici eğitime” gittiğini, Geçici Eğitim Merkezlerinin kapanması ile okul değiştirmek zorunda kaldığını anlatıyor. Pandemi sonrasında devam ettiği okulu bırakmak zorunda kalıyor ve açık liseye devam ediyor.
Her ne kadar eğitim geçici koruma altındaki Suriyeliler için tanınmış bir hak olsa da hakkın varlığı, her zaman kullanılabileceği anlamına gelmiyor. Okullarda kimi zaman idareci ve öğretmenlerden kimi zaman ise akranlardan Suriyeli öğrencilere yönelen ayrımcı ve dışlayıcı tutum belirleyici olabiliyor. Bu durum da okuldan okula değişebiliyor. Örneğin bir görüşmede okuldaki öğretmenin “neden Türkiye’ye geldiniz” diye sorduğu aktarılırken, başka bir görüşmede Suriyeli bir baba, kızlarının okulundaki öğretmenin evlerinde eşya olmadığını anlaması üzerine, aynı okuldaki diğer öğretmenlerle birlikte aileye eşya yardımı yaptığını duygulanarak aktarıyor.
Bu süreçte uygulamalar gibi Suriyelilere yönelik tutumlar da değişiyor. Vatandaşlık konusu her daim belirsizliğini korurken, içinde bulunduğumuz koşullarda vatandaşlık verilmesi bir yana hak aramanın kendisi bile neredeyse imkânsız hale geliyor:
“Çalışma izni olan kişilere vatandaşlık açıldığı için bu biraz şey oldu, birçok insanı kişiyi daha çalışma iznine itti ve ‘sigortayı ben öderim en azından belki vatandaşlığa davet edilirim’ şeklinde [tutumlar] oldu… Ama mesela hani Suriyelilerin diyelim veya geçici koruma kapsamında olan kişilerin izinsiz çalıştıkları için cezayı görmüyorduk. Ama son 1-2 senedir 5000 TL-7000 TL hem işveren hem çalışan[lara verilen] cezaları görmeye başladık. Bir de geçici korumada mesela şöyle bir şey, YUKK’ta şöyle bir madde var: izinsiz çalıştığınızda sınır dışı işlemine maruz kalabilirsiniz. Bu da hani bir kişi izinsiz çalıştığında ve işverenle sorun yaşadığında bize danışıyor veya soruyor, ‘evet hakkındır kıdemdir yıllık izindir, sigorta bedelidir. Ama şöyle bir madde var,’ [dediğinizde] bununla ilgili vazgeçiyor haklarını aramaktan kişi bu noktada.”
Ekonomik kriz koşulları, deprem ve seçim dönemlerinde kullanılan söylemler toplumda Suriyeli-karşıtlığına dönüşürken, Suriyeliler toplumsal öfkenin kolaylıkla yöneltilebildiği günah keçileri haline gelebiliyor. Bu tepkilerin nereye varabileceğini öngörememek görüşmelerde kendini bir gelecek tahayyülünde bulunamamak biçiminde gösteriyor. Bu durumun ortaya çıkardığı güvensizlik hem yasal statülerin iptali ve geri gönderilme endişesi, hem de günlük yaşamda bir linç ve saldırı tehdidi olarak hissedilebiliyor.
“Şimdi eşim çalışıyor, çocuklarım okuyor. E hani güzel mi? Güzel çok şükür. Ama çocuklarımın geleceği yok. Çünkü en ufak tartışmada Suriyeliler devreye giriyorlar. En ufak şeyde, hani küçücük bir şeyde bile Suriye’yi sokuyorlar o tartışmanın içine. Mesela diyelim ki yeni bir karar çıkıyor, biz her zaman telaşlıyız. ‘Bizi acaba geri atacaklar mı? Bizi başka yere mi gönderecekler? Bizim durumumuz ne olacak?’ Sürekli bir panik içindeyiz biz. Mesela en basiti: Ben 10 yıldır Türkiye’deyim ve 6 yıldır İzmir’deyim, 6 yıldır televizyon almadım. Sürekli eşim diyordu ‘Yeni karar çıktı, bizi atacaklar. Eşyaya falan koyma paranı kenara biriktir. Gördün neler yaşadığımızı, paramız bulunsun yanımızda. Ne olur ne olmaz. 6 yıldır televizyon yoktu evimde…Büyük kızım geldi ‘anne herkesin evinde televizyon var. Bizim evimizde niye televizyon yok?’ dedi. Eşim de dayanamadı, ‘İnceldiği yerden kopsun’ dedi. ‘Televizyon da getireceğim, neyse yatak da getireceğim, ne istiyorsanız getireceğim.’ dedi. Ama dersin güvende miyiz? Güvende değiliz.”
Şimdi ne olacak?
Yeniden göç etme isteği görüşmelerde sıklıkla dile getirilen bir durum. Türkiye’de kendisi ve çocukları için gelecek göremeyen geçici korumadaki Suriyeliler düzenli yollardan Avrupa’ya gitmenin yollarını arıyorlar. Vatandaşlık sürecinde olmak veya vatandaşlık almış olmak bu isteklerini azaltmıyor aksine AB’ye güvenli geçişin bir yolu olarak görülebiliyor. Bu bakımdan vatandaş olanlar için de Türkiye nihai yerleşim ülkesi olarak görülmüyor. Vatandaş olmayanlar bakımından ise, Türkiye’deki güvensizlik ve belirsizlik hali nedeniyle “savaş bitmese dahi Suriye’ye dönmek” ihtimallerden biri olarak akıllarda duruyor.
Aralık 2024’te Suriye’de rejimin değişmesiyle birlikte, Suriye’ye dönmek birkaç ay öncesine oranla daha olası bir seçenek haline geldi. Türkiye kamuoyunda bu konuda oluşan beklentiye iktidar cevap vermekte gecikmedi. Bu doğrultuda uygulanan “git ve gör” politikasıyla, Suriye’ye gidenlerden Türkiye’ye dönmek isteyenlerin en geç 1 Temmuz 2025’e dek Türkiye’ye giriş yapmasına imkân veren bir izinli çıkış olanağı veriliyor. Dolayısıyla Suriye’ye gönüllü geri dönüş kapsamında tam olarak kaç kişinin kesin dönüş yapacağını bugünden öngörmek mümkün değil. Çocuklarını Suriye’de bırakarak Türkiye’ye yalnız başına gelen bir genç baba, dönüş yolunda yaptığımız konuşmada “Çocuklarıma kavuşacağım. Savaş bitti artık. Biz özgürüz.” diyor.
Geçtiğimiz günlerde yeni rejimin Alevilere yönelik saldırıları ise, Suriye’de rejim değişikliğinin savaşın bitmesi anlamına gelmediğini gösteriyor. Sonuç olarak geçici korumadaki Suriyeliler için her belirsizlik yenisini doğuruyor.
*Dr. Cansu Akbaş Demirel bağımsız araştırmacıdır. GAR üyesi ve Mülteci-Der yönetim kurulu üyesidir.
** GAR Blog’ta yayınlanan yazılarda görüşler bütünüyle yazarlara aittir, Göç Araştırmaları Derneği’nin görüşlerini yansıtmaz.
***Görsel CHATGPT ile oluşturulmuştur.





