Göç Araştırmaları Derneği olarak, Türkiye’de göç çalışmalarının öncülerinden, kıymetli akademisyen Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Çalışmalarıyla kuşaklar boyu araştırmacıya ilham veren, pek çoğumuz için yol açıcı olan hocamızı saygı ve minnetle anıyoruz.
Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat’ın ardından, Göç Araştırmaları Derneği (GAR) üyesi ve öğrencilerinden Alisait Yılkın, hocasıyla kurduğu akademik ve insani ilişkinin kendi düşünsel yolculuğunda bıraktığı derin izleri bu yazıda paylaşıyor.
Nermin Abadan-Unat, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası sosyal bilimler literatüründe de derin izler bırakmış bir akademisyendir. Benim için ise, akademik saygınlığının ötesinde, düşünsel yönelimimi ve araştırma perspektifimi belirgin biçimde şekillendiren nadir isimlerden biridir. Göç, kadın çalışmaları ve siyasal katılım gibi alanlardaki katkıları hem kuramsal çerçevelerin geliştirilmesine hem de Türkiye’de sosyal bilimlerin kurumsallaşmasına önemli ölçüde yön vermiştir. Bu katkıları bütünüyle özetlemek mümkün olmasa da bu metinde daha çok kendisiyle kurduğum akademik ve insani ilişkinin bende bıraktığı etkileri ifade etmek istiyorum.
Nermin Hoca’yla tanışıklığım yüz yüze bir karşılaşmayla başlamadı. İlk kez, 2004 yılında Bilgi Üniversitesi kütüphanesinde Bitmeyen Göç kitabını elime aldığımda, onun çalışmalarına aşina olmaya başladım. Kitabın başlığı dikkatimi çekmişti; ancak soyadının “Abadan” olması, İran’ın Abadan şehrine duyduğum ilgiden dolayı bende ayrı bir merak uyandırmıştı. O dönem, yazarın İran kökenli olabileceğine dair kendimce basit bir varsayım geliştirdiğimi bugün gülümseyerek hatırlıyorum. Bu varsayımımın gerçek dışı olduğunu ise yıllar sonra, 2014’te kendisinin öğrencisi olduğum dönemde, merhum eşi Yavuz Abadan adına hazırladığımız Kırım’dan Gelen Bir Aydın: Yavuz Abadan adlı kitap çalışması kapsamında öğrendim. Soyadının aslında Kırım kökenli olduğunu keşfetmem, zihnimde kurduğum hikâyenin ne kadar naif olduğunu anlamamı sağladı. 2014 ve izleyen yıllarda Hocayla yürüttüğümüz dersler, sohbetler ve akademik paylaşımlar, yalnızca bilgi aktarımının ötesine geçerek benim için dönüştürücü bir nitelik taşıdı. Bu dönem, akademik perspektifimin yanı sıra düşünme biçimimin de yeniden şekillendiği bir süreçti. Bu dönüşümün somutlaştığı örneklerden biri, 2014–2015 akademik yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yürüttüğü POLS 526 (Göç Tarihi) dersi sırasında yaşadığım küçük ancak oldukça öğretici bir deneyimdir. Derse ait bir e-posta grubu oluşturmamı rica etmişti; görevi tamamladığımda ise bana şu mesajı göndermişti:
“Thanks for the trouble, I think it will be very useful.”
O dönemde trouble kelimesini yalnızca olumsuz anlamıyla bildiğim için, içimden “Acaba yanlış mı kullandı?” diye düşünmüştüm. Bugün bu düşünceme hala gülümsesem de o an hafif bir tereddüt geçirdiğimi hatırlıyorum. Nermin Hocam’ın yaşını dikkate alarak kelimeyi yanlış yazmış olabileceğini bir anlığına aklımdan geçirmiş, ancak onun İngilizce, Fransızca ve Almanca üzerindeki olağanüstü hâkimiyetini bildiğim için bu ihtimali kendisine yakıştıramamıştım. Günlerce zihnimin bir köşesinde dolaşan bu kelimenin “zahmet” anlamına geldiğini sonunda sözlüğe baktığımda öğrendim. Bu keşif, kelimelerin güç ve inceliklerini bir kez daha fark etmemi sağladı. Söz konusu küçük deneyim bana önemli bir ilke kazandırdı:
“Bildiğini sandığın her şeye eleştirel bir dikkatle yaklaş; anlamı asla tek bir yere sabitleme.”
Bu olay bana, anlamın katmanlı yapısını ve dilsel kavramlara karşı eleştirel bir yaklaşım geliştirme gerekliliğini güçlü bir biçimde öğretti. O tarihten bu yana öğrendiğim her yabancı kelimenin tüm anlamlarını incelemek, akademik pratiğimin doğal bir parçası hâline geldi. Bugün geriye dönüp baktığımda, Nermin Hoca’nın bana kazandırdıklarının yalnızca bilgi birikimiyle sınırlı olmadığını görüyorum. O, düşünsel cesareti teşvik eden, analitik dikkati sürekli canlı tutan ve dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmayı öğreten bir rehberdi. Akademik titizliği, entelektüel birikimi ve insani nezaketi hem çalışmalarımı hem de hayata bakışımı derinden etkiledi.
Son olarak, Hocaya duyduğum derin minneti ifade ederken kişisel bir not düşmek isterim.
Nermin Hocam, eğer bir gün oralarda benim “minik kuş”la karşılaşırsanız, ona şu sözlerimi iletmenizi isterim:
“Duaların kabul olmuş; senin oğlan hep iyi insanlarla karşılaşmaya devam ediyor.”
Bunun onu mutlu edeceğine yürekten inanıyorum.
Hocam…
Sizi her zaman sevgiyle, saygıyla ve minnetle anacağım.





