Alçıtepe Köyü İlkokulu / Kirte Okulu
26 Haziran Perşembe 2025
18:00
EGEHUB kapsamında düzenlenen “Kime Açar Rüzgâr Kapısını” isimli sergi, sanatçıların bireysel üretim sürecinin ortak bir anlatıda buluştuğu bir karşılaşma alanı sunuyor. Alçıtepe Köyü’ndeki Kirte Okulu’nda yürütülen sanatçı misafir programı, bu çok katmanlı serginin temelini oluşturuyor.
Sergi, Alçıtepe’nin taşıdığı tanıklıkları, izleri ve zamanla örülmüş katmanlarını sanatçıların bakış açılarıyla bir araya getiriyor. Sınırlar, kültürel miras, ev-aidiyet, yas ve yerinden edilme gibi kavramlar etrafında şekillenen bu üretimler, farklı anlatı biçimlerini yan yana getirerek ziyaretçiyi çok sesli bir karşılaşmaya davet ediyor.
Katılımcı Sanatçılar:
Dilek Yaman
Ferhat Tunç
Meli R. Öztürk
Zelikha Z. Shoja
Büşra Aydagün
Kime Açar Rüzgâr Kapısını? Sergisi ve Eşlik Eden Etkinlikler
Alçıtepe’de gerçekleşen üç günlük sergi ve program, yalnızca bir dizi sanat etkinliği değil; sanatsal pratiklerin, topluluk karşılaşmalarının ve algısal dönüşümlerin bir araya geldiği bir bütünlük olarak ortaya çıktı. Program, geleneksel bir sergiden ziyade, köylülerin, sanatçıların ve araştırmacıların yerinden edilme, hafıza ve aidiyet üzerine çok katmanlı konuşmalara girdiği bir karşılaşma mekânı olarak işledi.
Alçıtepe’de ortaya çıkan şey yalnızca bir sergi değil; evlerde, bedenlerde, toprakta ve aile anlatılarında sessizce taşınan tarihlerin geçici, kırılgan ama derinlikli bir yeniden canlanışıydı. Atölyeler, performanslar, yürüyüşler ve oyunlar boyunca her etkinlik, köy sakinlerinin kendi kopuş, yerleşme ve süreklilik soy kütüklerini yeniden fark edebileceği başka bir kapı açtı.
26 Haziran 2025 – Sergi Açılışı: Kime Açar Rüzgâr Kapısını?
26 Haziran akşamı Kirte Okulu bir eşik hâline geldi. Yaklaşık 150 köy sakini—kimi tereddütle, kimi torunlarının merakıyla—eski ilkokul binasına girerek çocukluklarının mekânının canlı bir sanat galerisine dönüştüğünü keşfetti.
Sergi, hem misafir sanatçı programının tamamlayıcı parçası hem de başlangıç noktası oldu. Her bir iş, yaşanmış hikâyeler ile güncel algılar arasındaki örülü bağı görünür kılarak köylülere kendilerini ve çevrelerini sanatın kırılgan merceğinden yeniden görme imkânı sundu.
Dilek Yaman — Cereyan / Guguk Kuşu
Yaman’ın fotoğraf dizileri tanıdık mekânların dokularına ve yokluklarına dayanıyordu. Pek çok ziyaretçi merakla fotoğrafların karşısında uzun süre durdu. Terk edilmiş mekânlar, eğilmiş ağaçlar, aşınmış duvarlar ve küçük mimari izler, gündelik manzaranın aslında anlatılmamış katmanlar taşıdığını hatırlattı. “Ağaç bizim ağaç mı?” sorusu ise en çok tekrar eden soruydu.
Zelikha Z. Shoja — Geride Kalanlar, Son Anne ve Gel Benimle Helva Yap
Shoja’nın işleri—Gel Benimle Helva Yap, Son Anne ve Geride Kalanlar—ritüel, yas ve yerinden edilmenin kırılgan sürekliliklerini iç içe geçirdi. Bölgedeki çatışmalar devam ederken gerçekleştirdiği helva performansında köylüleri ortak bir yas ritüeline davet ederek Alçıtepe’yi Afganistan, İran, Gazze ve Çanakkale ile beklenmedik bir ortak duygulanım düzleminde buluşturdu. Zelikha bu parçayı Alçıtepe’de dört kuşaklık bir aileden aldı ve daha sonra eseri tekrar aileye geri verdi. Aile, esere yeniden bakarken onun dönüşümüne tanıklık etmenin, atalarının yaşadığı zorlukları hatırlattığını ve “bugün olsaydı ne olurdu?” sorusunu düşündürdüğünü aktardı. Onlar için bu çalışma, atalarının fedakârlıklarını onurlandırmanın ve bugün içinde bulundukları koşullara şükran duymanın bir yolu hâline geldi.
Meli R. Öztürk — Gogo Miti’nin Tahlili, Cultural Return / Kültürel İade
Öztürk’ün araştırma temelli masa oyunu sergiye beklenmedik bir katman ekledi. Sömürgecilik, savaş ve ticaretle yerinden edilmiş kültürel eserlerin iadesine dair sorular üzerinden kurgulanan oyun, her yaştan köylünün adalet, kültürel kayıp ve tarihsel haksızlıklar üzerine tartışmasına alan açtı. Oyun, mikro-politik bir laboratuvara dönüştü.
Büşra Aydagün — Geri Dönenler
Aydagün’ün video denemesi, Bulgaristan–Romanya sınırından gelen göç yollarını ve bu yolculuktan taşınan sembolleri takip ediyor. Alçıtepe’ye Bulgaristan, Romanya veya Trakya’dan gelmiş ailelerin çocukları videoyu izlerken duygusal tepkiler verdi. “Annem buraya böyle gelmişti.” diyen köylüler, miras aldıkları hikâyeleri ilk kez berrak bir görüntüyle ilişkilendirdiklerini söylediler.
Ferhat Tunç — Cartographic Soundings
Tunç’un deneysel haritalamaları ve ses temelli yerleştirmeleri, ziyaretçileri sınırlar, rotalar ve göçün duygusal coğrafyası üzerine düşünmeye davet etti. Kimileri bu haritalama diline hemen bağlanırken, kimileri işi “konuşulmayan ama hep bilinen yollar” olarak yorumladı. Savaş, zorunlu iskân ve tarımsal yaşamla şekillenmiş bir köyde bu sessiz yollar kendi hareket hikâyelerine yankılandı.
Açılışın Duygusal Atmosferi
Açılış akşamı, kolektif bir duygusal kırılma anına dönüştü. Sanatçılar, köylüler ve araştırmacılar kendilerini ağlamanın eşiğinde ya da içinde buldu. Katılımcılardan biri şöyle dedi:
“Bu, toplu bir iyileşmenin bir adımıydı.”
Sergi, köylülerin yıllardır konuşmadıkları kayıplarıyla yüzleşebilecekleri bir alan açtı. Aynı zamanda bugün yaşayan Suriyeli ve Afgan göçmenlere dair algılarında da küçük ama önemli kırılmalar yarattı.
28 Haziran – Kapanış Etkinlikleri: Beden, Oyun, Ses ve Performans
Müzik Buluşması: Udi Halil Demirel & Neyzen Cengizhan Çelikkaya& Hülya Demirel
Müzik mesafeyi eritti. Önce mırıldanmalar duyuldu, ardından ortak bir söyleyişe dönüştü. Bazı yaşlılar melodilerin “geldikleri yerleri” hatırlattığını söyledi. Müzik, aidiyetin çoğu zaman dilden ve ulusal sınırdan daha dirençli olduğunu açığa çıkardı.
Performans: displaced: Ertürk Erkek & Ezgi Adanç & Anet Sandra Açıkgöz
Displaced – Yerleştirme Performansı/ Nomad Performance
Ertürk Erkek (Yönetmen / Performansçı)
Ezgi Adanç (Performansçı)
Ozan Ömer Akgül (Proje Danışmanı)
Özge Ayşegül Fişenk (Sahne Tasarımı)
Metin: William Saroyan
Oyun Hakkında:
Displaced; göçmenlerin, Rusya-Norveç arasında bulunan Storskog sınırından, ruhsatsız tek araç olma özelliğine sahip, bisikleti kullanarak geçmesi temel alınarak hazırlanan disiplinler arası bir yerleştirme performansıdır. Kadim göç meselesinin küçük bir noktasından hareketle üretilen bu eserde yol, sınır, bağ, geçmiş, gelecek, umut, keder gibi kavramlar ele alınmıştır.
“İnsanın ülkesi neresidir?(Ermenice ve İngilizce)
Belli bir yerdeki toprak parçası mıdır? Oradaki ırmaklar mı? Göller mi? Gökyüzü mü? Ayın doğuşu mu? Güneş mi? İnsanın ülkesi ağaçlar mı, bağlar, çimenler, kuşlar, kayalar, tepeler ve dağlar ve vadiler midir? İklim midir? Bir yerin ilkbaharı, yazı ve kışı mıdır? Kulübeler ve evler, şehrin sokakları… Masalar ve sandalyeler, çay ve sohbet midir? Yaz sıcağında dalında olgunlaşan şeftali midir? Toprakta yatan ölüler midir? Göğün altında, o ülkenin her yerinde konuşulan dilin sesi midir? Genizden ve yürekten gelen şarkı mıdır? O dans mıdır? İnsanın ülkesi havaya, suya, toprağa, ateşe ve hayata ettiği şükran duaları mıdır? Gözleri midir? Gülümseyen dudakları mıdır? Keder midir?”
(William Saroyan)
Performans sonunda seyirciler ile göç ve performans üzerine söyleşi gerçekleştirilmiştir.
displaced performansı, programın temalarını bedensel bir anlatıya dönüştürdü. Performansın dili—büyük ölçüde artık İstanbul’da pek duyulmayan Ermenice—seyircileri önce bilinmezliğe düşürdü. Ancak bu dilsel yerinden edilme hissi, yorumlama alanını genişletti: köylüler anlamı kelimelerde değil, harekette, ritimde ve nefeste buldu.
Seyircilerin yorumlarından bazıları:
— Çocuklar, dansçıların “mayın tarlasında yürüdüğünü” söyledi.
— Yetişkinler, hareketleri “sınır geçişi” olarak yorumladı.
— Çantalarda ne taşıdıkları sorulduğunda cevaplar şunlardı: “Fotoğraf”, “yorgan”, “para”, “arkada bırakamadığımız her şey.”
Yerel Algılar: Üç Gün Boyunca Dönüşen Perspektifler
Görüşmeler, sohbetler ve spontane tepkiler üzerinden birkaç temel algısal değişim ortaya çıktı:
- Atalara Ait Yerinden Edilmenin Yeniden Keşfi
Sanat işleri, köylülerin kendi ailelerinin bölge içi zorunlu göç hikâyelerini yeniden hatırlamasına aracılık etti.
- Paylaşılan Kırılganlığın Fark Edilmesi
“Suriyeliler de buraya tıpkı bizim gibi geldi.” diyenlerin sayısı arttı.
Tarihsel benzeşimler görünür hâle geldi.
- Sanatçılar ve Köylüler Arasında Güçlü Diyalog
Köylüler kendilerini “sarıp sarmalanmış” hissettiklerini söyledi.
Dil bariyerinin olduğu yerlerde bile yeni bir iletişim dili oluştu.





