
Geri Dönenler
Tek kanallı dijital video, 32’18”
“Geri Dönenler” isimli belgesel çalışması, Büşra Aydagün’ün Bulgaristan ve Romanya göçmeni olan ailesinin hikâyesine duyduğu merakla başlayan Kök Halı projesinin bir parçasıdır. Son üç yıldır bu proje üzerine çalışan Aydagün, sürece anneannesi ve babaannesiyle yaptığı röportajlarla başlamıştır. İlk olarak, göç deneyimini doğrudan yaşamış Alçıtepe Köyü’nde yaşayan köy büyükleriyle röportajlar yaparak, göç yollarını ve yaşanan süreci kayıt altına almıştır. Ardından, Çanakkale Kültür Vakfı’ndan aldığı fonla Bulgaristan’ın Razgrad bölgesine gitmiş, ailesinin göç ettiği yolu takip etmiştir. Bu yolculuk sırasında, Anadolu kilim motiflerinde yer alan insan sembolünden yola çıkarak, geçtiği güzergâhı bu sembolle işaretlemiş ve gittiği yolu sembolik olarak kalıcı hâle getirmiştir. Belgesel, bu süreci de detaylı biçimde izleyiciyle paylaşmaktadır. Razgrad’da yaptığı saha araştırması sırasında, orada yaşayan insanlarla spontane röportajlar gerçekleştirmiş; muhacir olup Türkiye’ye göç eden ama sonra geri dönenlerle ve hiç göç etmemiş olanlarla görüşmüştür. Bu röportajlar, Balkan göçünü farklı açılardan dinlemeye ve anlamaya olanak tanımaktadır. Belgeselin ismi olan “Geri Dönenler”, Büşra Aydagün’ün muhacirlik dönemine ait bir gazete haberinde karşılaştığı bir başlıktan alınmıştır. Bu başlıkta değinilen konu, insanların hiç bilmediği bir yere geri dönmesidir. Belgeselde geri dönme kavramını bir çok farklı perspektiften sorgular.

“Geri Dönenler” Kime Açar Rüzgar Kapısını Sergisinden.

Bu yerleştirme belgeselde geçen hikayeler sonucu yaratılmıştır.
“MUHACİR HİKAYESİ”
2023, DOĞAL KURUTULMUŞ KÖK ÜZERİNE SPREY BOYA
İKİ CAM PANEL ARASINA YERLEŞTİRİLMİŞ, 120X80CM
Kökleri iki cam tabaka arasına sıkıştırdığım ve üzerine halı motifleriyle göç hikayesini işlediğim bir esere bakıyoruz.
Burada hikaye insanlarla başlıyor ve büyükannemin röportajında Tuna Nehri’ni temsil eden bir su yolu ve ardından kurt ağzı motifi görüyoruz. Kurt ağzı, göçmenlerin evcilleştirdikleri ve korumak için yanlarında taşıdıkları hayvanları simgeliyor.
Tıpkı büyükannemin hikayesinde olduğu gibi, hayvanların kamyonlara yüklenip İstanbul’a getirildiğini görüyoruz. İnsanların taşınabilir varlıklar gibi muamele gördüğü bir anı tanık oluyoruz. Daha sonra hayvanlar, hala yaşadıkları Korte köyüne getiriliyor. Tıpkı büyükannemin hikayesinde olduğu gibi, hayvanların kamyonlara yüklenip İstanbul’a getirildiğini görüyoruz. İnsanların taşınabilir varlıklar gibi muamele gördüğü bir ana tanık oluyoruz. Daha sonra, hala yaşadıkları Kirte köyüne getirildiler. Hayat ağacı motifiyle temsil edilen kök salmışlıklarını görüyoruz. “Im”, her ailenin kendisi için belirlediği bir semboldür. Aydagün soyadından esinlenerek, buraya geldikten sonra kurdukları aileyi temsil etmek için “Im” sembolünü tasarladım. El sembolü ise bolluğu temsil eden bir semboldür. İçine yerleştirdiğim tohum, yıllarca ekin elde etmek için uğraştıkları toprağı temsil ediyor. Savaşın tahrip ettiği bir toprağın zorluklarından sonra, şu anda tüm tüketimimizi karşılayan topraklara ulaşmak için yaptıkları yolculuk, bolluk sembolüyle sona eriyor.

“Babannemin evinden, Babannemin evine.”
Belgesel çekimleri sırasında, Türkiye’deki Alçıtepe Köyü’nden Bulgaristan’daki Konevo Köyü’ne kadar olan rotamı işaretlemek için Anadolu kilim motiflerinde bulunan insan sembolünü kullandım. Bu çalışmaya “Babannemin Evinden Babannemin Evine” adını verdim ve onu bir haftalık bir performans olarak tanımladım. Belgesel, bu yolculuğu nasıl işaretlediğimin hikâyesini de anlatıyor.
Sanatçı Görüşü
Sanat pratiğimi disiplinlerötesi bir üretim anlayışıyla şekillendiriyorum. Yerleştirme, performans, video, kolaj, arşivsel araştırma ve doğa temelli üretim stratejilerini bir araya getirerek mekâna özgü işler üretiyorum. Çalışmalarım genellikle belirli bir kavramsal araştırma çerçevesinde gelişiyor; üretim sürecinde belgeleme ve arşiv oluşturma süreçlerine özellikle önem veriyorum.
Resimle başlayan pratiğim zamanla yerleştirme, video ve performans gibi farklı mecralarla genişledi. Tüm işlerim birbirleriyle diyalog halinde ilerliyor; tematik ve biçimsel süreklilik taşıyor. Enternasyonal sanat bağlamına tutunan işlerim, evrensel meselelerle yerel bağlamlar arasında köprü kurmaya çalışıyor.
Son üç yıldır kavramsal altyapım, Nicolas Bourriaud’nun Radikan adlı kitabının etkileriyle şekilleniyor. Kitapta öne çıkan kavramlar üzerine derinleşerek göç, yerindelik, hareket ve algı gibi temaları sorguluyorum. Bu bağlamda, işlerim öznel ifadeyle kültürel hafızanın, günlük nesneleri (çöp, kültürel formlar gibi) algılayış biçimiyle ilişkileniyor.
Son iki yıldır yaşadığım köyde geliştirdiğim Kirte Okulu projesiyle ilgileniyorum. Bu proje, köyde atıl durumda olan ve kullanılmayan eski okul binasını önce kendi atölyem olarak dönüştürmemle başladı. Ardından mekânı açık çağrılar yoluyla farklı disiplinlerden ve kültürlerden sanatçılara açarak bir sanatçı misafir programına dönüştürdüm. Kirte Okulu’nda sanatçılarla birlikte hem yaşıyor hem de birlikte üretiyoruz. Bir yandan burada yaşayan yerli halkı konu alan sözlü tarih araştırmaları yaparak bir yandan da herkesin bulunduğu atölyelerle etkileşim kuruyoruz. Sanat yoluyla zamanla dönüşen bir mekan olan Kirte Okulu, içinde bir çok hikaye ve bu hikayeler eşliğinde dönüşüm barındırıyor. Bu da onu açıklaması sürekli gelişen bir sanat eseri gibi görmeme neden oluyor.





