
Zelikha Zohra Shoja
Geride Kalanlara (2025)
Pamuk perkal ve ipek organzeye mürekkep transferi
Değişken boyutlar
Alçıtepe–Çanakkale, Türkiye
Hilal-i Ahmer Çanakkale Şehitlik Hastane Müzesi’ndeki sahnelerden oluşturulmuş, sökülüp yeniden kurgulanmış bir film şeridi: I. Dünya Savaşı’nın dehşet dolu gündelik yaşamının hastane mekânını kapladığı bir yer. Devam eden jest üzerine araştırmalarının bir parçası olarak sanatçı, müzedeki hemşirelerin, doktorların, askerlerin ve sivil figürlerin balmumu elleri aracılığıyla kolektif ve parçalanmış bir bedeni bu şeridin içine yerleştirmeye çalışıyor. Üretim süreci boyunca bir grup kedi yavrusu etrafta dolaşıp, canlandırma barınaklarından birinde uyuyarak ziyaretçilere, hayatta kalma hâlinde donup kalmış bu mekânların ve bedenlerin sonunda bir yuvaya dönüşebileceğini gösterdi. Film şeridi, Alçıtepe’nin savaş dönemi boyunca kesintiye uğramış toprağını ve yapılarını bir renk paletine dönüştürüyor ve balmumu figürlerin beden pozisyonlarına yerleşiyor.
Not: Kumaşlara dokunulması amaçlanmıştır.


Son Anne (2025)
Yorgan, iplik
Değişken boyutlar
Alçıtepe–Çanakkale, Türkiye
Sanatçı, ödünç alınmış aile yadigârı bir yorganı tersyüz ederek onu potansiyel bir hafıza ve yas nesnesine dönüştürür. Her bir yeni dikiş bir göç yolunu temsil eder; böylece yorgan yeniden işlevlendirilir, sıkıştırılır ve taşınmaya, korunmaya, saklanmaya hazır bir nesneye dönüşür. Üç kuşak boyunca kadınlar tarafından aktarılan bu değerli tekstilin gündelik bir eşyaya dönüştürülmesi bilinçli bir tercihtir. Türkiye’de ve sanatçının anavatanı Afganistan’da yaygın olan bir uygulamaya referansla, ani yerinden edilmelerde insanlar eşarplarını, kıyafetlerini, kumaşlarını taşıyıcı olarak yeniden işlerler.
Hafızanın taşıyıcıları
Ataların hatırasının taşıyıcıları
Kaybedilen ve tutulamayan şeylerin yasının taşıyıcıları.
Afgan kültüründe bir kişi vefat ettiğinde, halı ve yorgan benzeri nakışlı çeyiz eşyaları hariç olmak üzere, onlara ait eşyaları başkalarına vermek sevap sayılır. Sanatçı, doğmadan önce büyüklerini kaybettiği için, bu eşyalar ve bunların kuşaktan kuşağa aktarılma pratiği kendisine ulaşmamıştır. Bu taşıyıcı, geçmişiyle bağı kopmuş; savaş, kuşaklar arası kayıplar ve yerinden edilme deneyimlerinden etkilenenlere bir sunu olarak hazırlanmıştır.

gel benimle helva yap (“come make helva with me”) (2025)
Yemek performansı
Alçıtepe–Çanakkale, Türkiye
EGEHUB x Kirte Okulu sanatçı rezidansı sürecinde üretim devam ederken, İsrail İran’ı bombalıyordu. İran’daki sivil mahallelerin bombalanışını eşzamanlı olarak seyrederken; aynı anda Alçıtepe’de, tarihsel yıkıntıların köye geri dönenler tarafından yeniden güvenli hâle getirildiğine tanık olmak, tuhaf bir eşikte durmak gibiydi. Bu hâl, hem derin bir acı hem de beklenmedik bir umut duygusu yarattı. Yaşanamaz hâle gelmiş mekânların yeniden yaşanabilir olabileceğine dair bir umut… Yıkıntıların ötesinde, kırılgan mimarinin görünüşünün ötesinde, insanların hâlâ bir araya gelip hikâyeler anlatabildiği, yemek yiyebildiği ve yas tutabildiği umudu. Bu geri dönüş ve dayanma tarihini onurlandırmak için köylülerden cenaze helvası yapmam ve birlikte yemem konusunda yardım istedim. Hayatta kalmak, yas tutmamızı mümkün kılan bu ritüelleri ve yemekleri sürdürmek anlamına gelir.
Yemek performansına, üç katılımcının kendi cenaze helvası tariflerini pişirdikleri ve un, yağ (veya tereyağı) ve şekerden oluşan üç temel malzemeyi kullanarak kendilerini kayda aldıkları döngüsel bir video eşlik etti. Farklı zaman dilimlerinde olsak da, aynı tencereyi birlikte karıştırdık.
Seyirciye Türkçe okunan metin:
“Çanakkale’den Gazze’ye, Tahran’dan Kabil’e hepimiz savaşın ve kaybın birbirine ne kadar bağlı olduğunu hissediyoruz. Bu helvayı bir yas eylemi olarak yaptım ve hepinizi benimle birlikte pişirmeye ve yemeye davet ediyorum. Türkiye ve Afganistan’da kültürlerimiz arasında ortak bir uygulama olarak, cenazeler için bu basit üç malzemeli helva yapılır. Ritüellerimizde ve yasımızda birbirimize bağlıyız.
Ekim’den beri — arkadaşım öldüğünden beri — ne helva yaptım ne de yedim. Bu performans boyunca sürekli şunu düşündüm: O öldükten sonra onun evinde hamur kızartmadım. Helva yapmadım ve yasımın eksik ve suçluluk dolu olduğunu hissettim. Bu helvayı sizler için bir geçit, bir taşıyıcı olarak paylaşmak istiyorum. Farsçada size bırakmak istediğim bir söz var:
دریا غم ساحلی ندارد
(‘Keder nehri kıyısızdır.’)
Sizinle birlikte yas tutmak, kutlamak ve bir arada olmak benim için bir onurdur. Lütfen pilavı, helvayı ve sevgiyi yanınızda götürün.”
BİYOGRAFİ [TR]
Zelikha Zohra Shoja, hâlihazırda gaspedilmiş Onondaga topraklarında (Syracuse, New York) yaşayan ve çalışan ABD merkezli Afgan bir sanatçı-araştırmacıdır. Çalışmaları karşılıklı ekolojik bağımlılık, kolektif mit yaratımı ve hafızanın aktarımıyla ilgilenir. Göç ve diaspora üzerine akademik bir geçmişe sahip olan Shoja, kolektif deneyimlerin nasıl başkalarına aktarılabileceğini, yansıyabileceğini ve hissedilebileceğini keşfetmek için hareketli görüntü, geçici kumaş foto-kitapları ve jest çalışmalarında üretir.
Filmleri ve sanatsal çalışmaları Friche la Belle de Mai (Marsilya), Goethe-Enstitüsü (Almatı ve Taşkent), Millennium Film Workshop (New York), Ulusal Sanat Galerisi — The Palace (Sofya), New Wight Gallery (Los Angeles), silent green Kulturquartier (Berlin), VIFF Centre (Toronto) gibi ulusal ve uluslararası mikrosinemalar, film festivalleri ve kurumlarda yer aldı. En son, Zelikha 2024–25 Fulbright ABD Öğrenci Ödülü’nü kazanarak Tacikistan ve Türkiye’de yaratıcı araştırmalar yürüttü.
Sanatçı web sitesi: https://www.zelikhashoja.com/
SANATÇI AÇIKLAMASI [TR]
İki büyükanne parka yürür ve piknik yapmaya karar verir. Biri şalını yere serer; yoldan geçen bir komşu bir semaver getirir. Bu kurumsaldır.
Afganistan’dan göç etmiş ebeveynlerin kızı olarak, köklenmişlik, tarih ve dayanışmayı her zaman kırılganlık, güvencesizlik ve koşulluluk içinde deneyimledim. Göç çalışmaları alanındaki araştırma geçmişimle, diasporik topluluklarla birlikte ritüelleştirilmiş buluşmalar, hareketli görüntü çalışmaları ve kumaş foto-kitapları üreterek gündelik dayanışma imkanlarını aramaktayım.
Büyükannelerin emeği, geçici evler, geçici mutfaklar ve sınırları aşan geçici taşıma çantaları çoğu zaman enformal olarak görmezden gelinir. Komşu için kullanılan Farsça kelimeden, همسایه / hāmsāya (“aynı gölge” anlamına gelir) ilham alarak, insanlar veya komşular arasındaki bu hiyerarşi fikrini doğrudan reddediyorum. ABD’deki (Virginia) en büyük Afgan diasporalarından birini oluşturan kendi topluluğumdan aldığım deneyimlerle, yerinden edilme, istikrarsızlık ve kopuşa karşı bir yanıt olarak oluşan gayriresmî kurumlaşma pratiklerini araştırıyorum. Sallantılı yapılar, gayriresmî ağlar ve tökezleyen melez diller korunmalıdır. Bu alanlar içinde bedenler arasındaki alışverişi belgelemeye odaklanıyorum. Tekrarlar, karşıtlıklar ve boşluklar aracılığıyla, doğrudan topluluk arşivlerinden kaynaklanan jestler arasındaki gerilimleri, bakımı ve yas hâlini açığa çıkarıyorum. Bu örüntüleri kolayca katlanıp insanlar arasında dolaşabilen kumaş foto-kitaplara işliyorum — mobilyaların bile kolayca taşınıp saklandığı miras alınmış diasporik pratiklere dayanan yumuşak ve geçici bir yöntem olarak. Diasporik toplulukların resmî arşivlerden yoksun olduğu durumlarda beden canlı bir arşive dönüşür; bilgiyi jest, mit ve hafıza aracılığıyla taşır. Bu bedensel bilgiyi sözlü anlatım yoluyla aktarıyor; bunu film ve video çalışmalarımın temelini oluşturan bir yapı taşı olarak kullanıyorum.
Boal’in katılımcı tiyatro pedagojilerini kullanarak, topluluk rollerini ters yüz ediyor ve izleyiciyi, katılımcıları ve kendimi şu soruyla konumlarımızı yeniden düşünmeye davet ediyorum: Misafir kimdir, ev sahibi kimdir?
Komşu bir simyacıdır. Semaver getirmekle bir oturuşu bir toplanmaya, o toplanmayı da toplu bir yas tutma hâline dönüştürür. Diasporik topluluklarla çalışırken, karşılıklı dayanışmayı ve sınırlar ötesi kurumlaşma pratiklerinin değiş tokuşunu sürdürmeyi amaçlıyorum.





